Bir tutam sohbet

Bir tutam sohbet dediğime bakmayın, aslında o Bir tutam sohbette çok şey saklıdır. Hatta gizli bir hazine saklıdır Bir tutam sohbet içinde.

Bir Tutam Sohbet

Bir tutam sohbhet

Evet; aslında koca bir hazine saklıdır o Bir tutam sohbet içinde. Kimi bulur dünya’nın en bahtiyarı olur, kimi elinin tersiyle iter ve baykuşlar gibi yalnız yaşamaya mahkum olur.

Değerli RadyoSen.com. Ailesi bu gün acısıyla, tatlısıyla yeni bir sohbet ile karşınızdayım yine.

Bilenler bilir; yaşımı sorduklarında 148 yaşında olduğumu söylerim hep. Bilmeyenler merak edip sorarlar işin aslını.

Aslında olay çok basit olmasına rağmen, genel olarak bir yapısı vardır biz insanların. Gözümüzün önündekini uzaklarda arar bulamayınca da yok der geçiştiririz.

Oysa yok diye geçiştirdiğimiz, aslında belki de bizim hayatımızın bir dönüm noktasıdır. Ama yok demek nedense bizim için daha kolaydır.

Hani bazen atalarımıza kızarım bize bir şey bırakmamışlar diye. Çünkü sağ olsunlar her zaman her şeye o kadar güzel bir örnek vermişlerdir ki;

“Ekmegi çiğnemeden yutamazsın” da o sözlerden biridir. Kısaca bizlere; emeksiz kazanç olmaz demişlerdir.

Evet 148 yaşındayım derim ama bu söz laf olsun diye söylenen bir söz değildir. Aslında yaşım 48’dir, fakat hayatın o yaşa eklediği bir 100 yıl vardır.

Anlatmaya çalıştığım da aslında budur. Ama anlayana tabii. Çünkü bu aslında herkes için geçerli bir sözdür.

Neden bir tutam sohbet dedim?

Fakat yukarda da dedim ya; “bizler gözümüzün önündekini uzaklarda aradığımız için maalesef gözümüzün önündekini göremeyip yok diyoruz.?

Yanisi mi? Yanisi şu: yaşınız kaç olursa olsun lütfen hayatın verdiği tecrübeleri unutmayın. Ve ne olur yaşanan tecrübeler bu kadar ya da bitti diye rehavete kapılmayın.

Unutmayın, son nefese kadar hayat nasıl ki devam ediyorsa; o son nefese kadar yaşadığınız hayat size yeni tecrübeler kazandıracaktır.

Ki; benim bu yaşta hala tecrübeler kazanmam emin olun ilerde yaşayacağım tecrübelerin aslında birer habercisidir.

Evet neden Bir tutam sohbet dedin diyeceksiniz? Emin olun okumaya devam edin anlayacaksınız.

Yine bilen bilir, bana “Nasılsın?” Dendiğinde verdiğim cevap yine gariptir. “Elhamdulillah her zaman ki gibi yarından hala gencim çok şükür.” Derim.

Aslında bunun tam söylenme şekli: “Elhamdulillah, her ne kadar dünden yaşlı olsamda, yarından genç olmanın verdiği tesellim var hala… çok şükür.” Dür.

Bunun anlamı da aslında “dün yoktuk, bu gün varız ama yarınınız meçhul.” Sözünün açılımından başka bir şey değildir.

Şimdi izniniz ile size iki hikaye anlatacağım. Ve emin olun ikiside birebir yaşanmış olaylardır. Ve yine ne gariptir ki ikisini yaşayan da aynı kişidir. Yani hikayeler farklı da olsa başrollerde olan bir kişi.

Hikayemizin kahramanına Kerem diyeceğiz. Kerem kendi halinde İstanbul gibi bir yerde yaşamasına rağmen kişilik ve karakterini bozmamış saf bir adamdır.

Bir tutam sohbet ölümüne sevgiye dönüşür.

Bu bizim saf Kerem bir gün bir bayanla tanışır. Bir tutam sohbet dedik ya, bakın o Bir tutam sohbet nasıl tecrübeler kazandırıyor insana.

Neyse Bir tutam sohbet ile başlar ardından muhabbet derken bizim Kerem bayana gönlünü kaptırır. Fakat ortada bir sorun vardır. Aradan iki yıl geçmesine rağmen Kerem duygularını açamaz bir türlü.

Ve nihayet üçüncü yılda duygular sevgiye yenik düşer ve Kerem bayana açar duygularını. Gariptir ki bayan da ona karşı boş olmadığını söyleyerek hemen kabul eder teklifi.

Günler günleri kovalarken bizim Kerem iyiden iyiye bağlanır bayana. Öylesine bir bağlanmıştır ki yolda yürürken bile başı da gözü de hep yerdedir.

Çünkü ona göre başını kaldırdığında gözünün gördüğü bir bayanı görmesi sevdiğine de sevgisine de ihanettir.

Günler haftaları, haftalar ayları kovalarken iki yıl daha geçmiş olmasına rağmen Keremin sevgisi 7 kat göğe ulaşmış gibidir. Sevdiğinin her kelimesi kulağından yüreğine inmekte, yüreğinden şiirlerle sevdiğine geri dönmektedir.

Her şeye ve herkese sırtını dönen Kerem için sadece sevdiği vardır. Öyle ki sadece sevdiğinin sesini duyabilmek uğruna 5 ayda ödediği 12 bin 5 yüz liralık telefon faturası da normaldir.

En son dayanamaz Kerem, ve sevdiğine onunla evlenmek istediğini söyler. Bir düşünün bir tutam sohbet ile başlamış ve evlilik teklifine kadar gitmişti olay.

Burda da bayan işi yokuşa sürmemiş ve olur cevabı vermişti. Bu cevabı duyan Kerem ilk zamanlar kulaklarına inanamamıştı. İnanmamıştı ama olaylar da ondan sonra farklı durumlara dönmeye başlamıştı.

Bu arada hep bayan dedik ya ona da biz bundan sonra Aslı diyelim. Öyle ya Kerem’e yakışan Aslı’dır değil mi? 🙂

Dumansız ateş olmaz

Neyse herşey tam yolunda giderken ya da öyle sanılırken herkes bir şekilde Kerem’e gelip Aslı’nın O’na yakışmadığını, layık olmadığını söylüyor, Aslı’dan uzak durmasını gerektiğini anlatıyordu.

Aslında haklılardı da, öyle ya ateş olmayan yerden duman çıkmazdı.

Hoş Aslı’nın yaptığı haltlar da ortadaydı ama, bizim Kerem öyle bir aşık olmuştu ki, ne gözleri görüyordu bir şeyi ne de duyan kulakları vardı.

Onun için varsa, yoksa Aslı. Anlayacağınız bizim Kerem aşık Kerem olarak girdiği yolda aptal Kerem olarak devam ediyordu.

Hatta o kadar aptallaşmışmıştı ki; kendi aptallığını bile göremeyecek hale gelmişti. 🙂

Bir düşünün ki bizim Aslı hanım her önüne gelen erkeğe mavi boncuk dağıtmasına rağmen, bizim salak oğlan polyanacılık oynuyor ve her şeye rağmen benim Aslı’m sütten çıkmış ak kaşık diyordu.

Nedense bir zaman sonra bizim aptal aşık da bazı şeyleri görmüş ve nokta koymak yerine Aslı’ya bir kaç kere ikazlarda bulunmuş, ikaz ile, nasihat ile düzeleceğini sanmıştı.

Oysa bırakın düzelmeyi Aslı iyice coşmuştu. Kerem baktı ki düzelmeyecek yaşadığı acıların birini yaşatırsa işe yarar umuduyla Aslı’ya O’nun yaptıklarından biri ile karşılık verdi.

Verdi vermesine de farkında olmadan üçüncü dünya savaşını da başlatmış oldu.Çünkü Aslı olmuş dünyanın jandarması olan Amerika, Kerem ise Bir anda dünyanın başına bela olan taliban olmuştu. 🙂

Her şeye rağmen Kerem bir şekilde Aslı’nın bundan ders aldığını sanıp durumu izah ederek başlanan yolun sonuna kadar yürünmesi gerektiğini anlatmış, zor da olsa bunu yapmıştı.

Kerem uyanıyor

Daha doğrusu yaptığını sanmıştı. Eh malum Aslı sonuçta alışmıştı o yola. Ama gelin bunu bizim saf salak Kerem’e anlatın siz.

Gel zaman git zaman Aslı kişilik ve karakterini ortaya koymaya devam ediyor, her defasında da kendince haklı olduğunu Kerem efendiye ispatlamaya çalışıyordu.

Kerem de her defasında Allah’a havale ediyorum diyordu. Ve sanırım Allah Kerem’i seviyor olsa gerek ki her defasında Allah Aslı’ya acılar yaşatıyor, Aslı Kerem’e koşuyor bizim saf Kerem de inanıp Allah’a dualar ediyordu o belalar def olsun diye.

Dedik ya Allah Kerem’e olan sevgisinden dualarını kabul ediyor, az rahat gören Aslı ise sanki o acıları yasayan kendi değilmiş gibi doğru bildiği mavi boncuk dağıtma işini tam gaz götürüyordu.

Neyse konuyu fazla uzatmayalım. Bir gün bizim Kerem ile Aslı gene yoğun bir kavga ederlerken Kerem dayanamayıp;

“Ey Aslı!!! Yetmedi mi Allah’ın verdiği acılar, yeter artık tevbe et!!” Dediğinde Aslı tutup Kerem’e: “sakın kendini öne atma Kerem! Köpeğin duası kabul olsa gökten kemik yağardı.” Dedi. 🙂

Ha ne mi oldu? Kerem’e gökten kemik falan yağmadı sadece duaları yerine ulaştı ve mecazen konuşmak gerekirse; löp, löp et yağdı.

Aslı mı? Geceleri sokağa çıkan baykuş misali. Neden biliyor musunuz? Allah öyle bir vurdu ki; toplumun içine çıkacak yüzü kalmadı.

Bir tutam sohbet deyip geçmeyin. Bir tutam sohbet kimi an gelir insanı vezir eder. Kimi anda o küçümsediğiniz bir tutam sohbet insanı rezil eder.

Gelelim ikinci hikayeye diyelim ama; yok be onu da Başka bir gün yazayım. Bir gün de bu kadar şey yeter bence. 🙂

Yorumlar

  1. vuslat 9 Ocak 2019

Yorum Bırak

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.