ibtila

82 / 100

ibtila konumuza geçmeden önce bir hikaye anlatıp asıl ibtila konusuna ondan sonra değineceğiz

ibtila

İbtila nedir hiç duydunuz mu?

Eski zamanların birinde bir padişah geceden hazine odasına giderek büyükçe bir çuvala alabildiği kadar aklınıza gelebilecek her tür değerli hazineden bir miktar doldurarak askerlerine bu çuvalı saray avlusunun ortasına taşıtır.

çuval deyip geçmeyin nerdeyse yüz kilo gelebilecek bir çuvaldan söz ediyoruz.

Neyse, sabah olur ve habercilerine ülkesindeki en fakir kişi her kim ise onu bulup getirmelerini emreder.

Bir zaman sonra hani nasıl derler bir tabir vardır ya bir deri bir kemik misali, işte öyle birini getirip padişahın karşısına dikmişler.

Padişah bir süzmüş gelen kişiyi, gelen kişi ne olduğunu bilmez ürkek ve bir o kadar da korkarak kafası yerde.

Nihayet padişah suskunluğunu bozarak ey şahıs şu avlunun ortasında duran çuvalı görüyor musun? evet demiş bizimki.

O halde demiş o çuval senin ama bir şartla kimseden bir yardım almadan kaldıracaksın sırtlanıp yükleneceksin ve evine götürüp afiyetle yiyeceksin.

Yok kaldıramazsan da kısmeti olan onu alır demiş

Gelen şahıs içinde nice yemeklerin olduğunu hayal ederek bir sevinmiş ve çuvala yönelmiş. Ya Allah! diyerek bir yeltenmiş ama nafile.

Öyle ya kendi elli kilo anca var çuval geliyor yüz kilo. Bismillah demiş ama nerdeee, yerinden bile kıpırdamamış çuval.

Bir kaç denemede daha bulunmuş fakat başarısız olunca umudu yitirmiş tabi. boynunu büküp sarayın çıkış kapısına yönelmiş çaresizce.

Giderken padişah seslenmiş arkasından Ey Kul ne kaybettiğini bilmek istersen aç da bak çuvala.

Merak

Merak bu ya kaybetse de Çuvalda ne olduğunu bilmek istemiş. Açıp bakmış ki Aman Allah’ım!!! Altınlar, zümrütler, Elmaslar, Pırlantalar, yakutlar, inciler. Kısacası yok yok içinde.

Ama nafile işte kaldıramamış ve kaybetmişti hepsini. Umutsuzca kapıya yönelirken keşke padişah bir imkan daha verse diye düşünürken arkadan padişahın sesi duyulmuş;

Ey kul bir şans daha vermemi ister misin? sesi üzerine gözleri parlamış isterim hünkarım demiş. Hadi bakalım demiş padişah sana bir şans daha ama iyi kullan. 

Bunu duyan bizimki bir koşuda gelivermiş çuvalın yanına, tek hamlede kavramış ve sırtına yükleyerek adeta koşar adımlarla kapıya yönelirken padişah arkadan seslenmiş:

Ey kul yavaş ol o kadar ağırlıkla kendine zarar vereceksin deyince; bizimki dönmüş hafif bir tebessüm ile: Hünkarım varsa bir çuval daha alabilirim demiş.

ibtila konusuna gelirsek

Değerli Radyosen.com Ailesi hikayemizden sonra gelelim sohbetimizin ana konusuna. Evet dert ağırdır, acıdır, eziyettir fakat gereklidir de.

Neden derseniz; İslam’da Allah için çekilen eza ve acıya ibtila denir.

ibtila ile imtihan olan kul Allahtan başka sığınılacak bir varlık olmadığını bildiğinden Allah’ın önünde diz çöker, boyun büker ve avuç açıp Allah’tan diler dilediğini.

Allah bizlere her şeyin hayırlısını nasip etsin öncelikle, Bazı hayırlar Safa’da, bazı hayırlar ise cefadadır.

Fakat ne hikmetse biz kulları hayırları hep Safa’da arar cefa görünce ah ve vahlarla haşa isyana kadar gideriz. Fakat unutmamak lazımdır ki ibtila kişinin asıl yüzünü ortaya çıkaran en büyük etkendir.

Hazreti Eyüp Aleyhi selamı düşünelim yaşadıklarını ve çektiği ibtila’ları  tek bir sitemi olmadı. Yaşadığı onca eziyete, derde, kedere, hastalığa rağmen O hep şükredip Allah’tan gelen her şeye razı oldu.

Veyahut da eskiden bizlere İslam’ı anlatıp gösteren büyük Evliyalara bakalım. Acaba hangisi rahatlık içinde İslam’ı yaşadı ve rahat bir şekilde anlatabildi inancını. 

İbtila olayına iki örnek

İki kişiyi örnek gösterir isek; Biri Şah’ı Nakşibendi bir diğeri ise Bediuzaman Saidi Nursi, Onlar İslam için İslam adına onca eziyet çekip onca ibtila yaşamalarına rağmen asla bir tek kez olsun en ufak bir şikayette bulunmadılar.

Tam tersi isteyeceklerini hep Allahtan istediler. Yaşanan her ibtila sonunda bakara suresi 216. ayet onlara en büyük teselli oldu:

”Bazen hoşunuza gitmeyen bir şey hakkınızda hayırlı olabilir ve hoşunuza giden bir şey de hakkınızda şer olabilir Allah bilir siz bilmezsiniz”

Evet ibtila nefsimize ağır gelir, acı gelir; unutmamak gerekmez mi ki Hak’tan gelen her şey güzeldir.

Çünkü: Bize ağır gelen, acı gelen, kaldırması zor olan o çuvalın içinde birbirinden değerli hazineler bizlere mükafat olarak verilmiştir.

bu günkü sohbeti Şeyh Esad hazretlerinin bir sözü ile noktalarken Rabbim Bizlere  kaldıramayacağımız ibtila ve taşıyamayacağımız acılar ile imtihan etmesin diyor En Güzeli Yaratana emanet ediyorum sizleri.

”Ey derdine Derman arayan, Yetmez mi sana derman için dert, Derman arar isen en büyük derman ölümdedir, O halde gel sen ölümü seç!!!”

82 / 100

Yorumlar

  1. Nokta 8 Mayıs 2018

Yorum Bırak

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.