Sanal ve gerçek sohbet

Sanal ve gerçek sohbet dedim ya, aslında açık konuşayım sabahın bu vaktinde bu ismi niye verdim ben de bilmiyorum. Sonu nereye varacak? Vallahi onu da bilmiyorum.

Sanal ve gerçek sohbet

Sanal ve gerçek sohbet

Ortaokul yıllarında bir okul tiyatrosu grubuna alınmıştım. Eğitim hocamız; (yaşıyorsa, Allah daha nice uzun ömürler versin, öldüyse de mekanı cennet olsun.)

Fevzi Erdem diye hatırlıyorum bir bey efendiydi. Kendi yok Allah’ı var; adam gibi adamdı.

İçten, sevecen ve empati kurarak gönülleri feth eden bir yapısı vardı.

Öyle ki daha ilk günden “çocuklar bana öğretmenim ya da hocam diyerek aramıza resmiyet koymayın.

‘Bana abi diye hitap edebilirsiniz.” Diyerek ilk gün öğretmen öğrenci arasındaki duvarı yıkarak gönüllerimize girip abi’miz olmuştu.

Gerçek bir abi olmasının verdiği rahatlıkla arada da olsa bazılarına aykırı gibi görünen sorular sormayı severdik.

Bir gün “Fevzi abi diyelim ki sahne sırası bende tam sahneye çıkacağım, ama repliğimi yani ne diyeceğimi unuttum.”

Öyle ya sonuçta ezber ve hepsinden önemlisi onca insanın karşısına çıkmanın verdiği heyecan var. “O zaman ne yapmam lazım?” Diye erdemce bir soru soruldu kendisine.

“Çocuklar demişti, şunu sakın unutmayın tiyatro sahnesi ile hayat sahnesi birebir aynıdır. Dünya’ya ilk geldiğimiz gün hiç kimse hayata nasıl başlayacağını bilemez.”

“Ama Dünya’ya atılan ilk adımda hayat bize neyin nasıl olduğunu ya da olacağını gösterir. O yüzden size kalan o sahneyi hayat olarak görüp ilk adımı atmanız.”

“Emin olun işin en zor kısmı unuttuğunuz rol değil sahneye atılacak o ilk adımdır.

Siz o sahneye adımı atın ve kendinizi bırakın, ezbere takılı kalmayın, o an oyun ile ilgili içinizden geldiği gibi oyuna bırakın kendinizi” demişti.

Sanal ve gerçek sohbet arasındaki fark

ilk başta neden Sanal ve gerçek sohbet diye başlık attım demiştim ya sanırım nedeni yavaş, yavaş ortaya çıkıyor.

Evet Sanal ve gerçek sohbet dedik ve neymiş bu Sanal ve gerçek sohbet Hep beraber bakalım.

Öncelikle şunu belirtmekte fayda var; ne hayatın sanalı olur, nede sohbetin.

Hani “ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.” Diye bir söz vardır ya. O misal. Zira kişi ya olduğu gibi görünür, ya da göründüğü gibi yaşar veya yaşadığını sanır.

Hatta bu konuda harika bir söz vardır. “İnandığın gibi yaşamazsan, yaşadığın gibi inanırsın.” Ne kadar doğru bir söz değil mi?

Aslında olay da tam burda başlıyor. Hatta bir önceki sohbet konusunu okuyanlar hatırlayacaklardır.

Hatırlamayalar için söyleyeyim; saf salak Kerem ile her önüne çıkan erkeğe mavi boncuk dağıtan Aslı’nın hikayesini.

Mavi boncuk sponsoru Aslı öylesine sanal bir yapıya sahipti ki kendisi gibi hayatı bile sanal sanacak kadar geri beyin zekasız bir hal almıştı.

Zaten o yüzden de Allah’ın ayağına kadar getirdiği kısmeti tepmiş ve mavi boncuk dağıtma işini evlere servise kadar götürmüştü.

Bu günkü hikayemiz de yine benzer bir olay. Ve ne gariptir ki başrol oyuncumuz yine Kerem. Yanındaki diğer kişi ise astımlar kraliçesi, kardeş bildiği yamuk prenses.

Yanlış okumadınız pamuk prenses değil yamuk prenses. 🙂

Efendim; bizim Kerem’i az çok tanımışsınızdır ama tanımayan ya da tanıyamayalar için kısaca bir özet geçelim.

Kerem, saf, temiz azıcık da keriz görünen ama her şeye rağmen Allah’ın sevdigi kendi halinde bir garip kuldur. Hani Allah’ın sevdiği kul olmasa eyvah ki ne eyvah. 🙂

oyun başlıyor

Ama, işte dedik ya Allah’ın sevdiği bir garip kul olduğu için Allah O’nu korur ve gözetirmiş hep.

Zaten o yüzdendir ki onca kişi elinden geleni ardına koymadığı halde bizim Kerem’e zarar veremezmiş.

Bizim bu Kerem’in nezih bir ortamda ailesi bildiği güzel bir mekan varmış.

Kimini kardeşi kimini de evlat bildiği bu güzel ortamda mutlu olarak hayatını sürdürürken bizim yamuk prenses de bir gün o ortama katılıyor.

İlk zamanlar herşey normaldir. Bizim yamuk prenses de ortama uyum sağlar ya da en azından sağlamış gibi görünür.

Gel zaman git zaman derken bizim yamuk prenses bir ara ortadan kayboluverir.

Eee bizim saf salak Kerem de merak eder haliyle kardeşim bildiği yamuk prensesi.

Bir kaç sefer ulaşmaya çalışsa da ulaşamaz. Ama sonuçta dostu ve arkadaşı hatta aile fertlerinden bir kardeşidir.

Allem eder, kallem eder en son ulaşır yamuk prensese. “Kardeşim der; hayırdır sesin soluğun çıkmıyor nerelerdesin?”

Dediğinde “Sorma” der yamuk prenses. “Biliyorsun ki kronik astımım var. Ve kaç gündür yoğun bakımda yatıyordum.”

Bizim Kerem adeta yıkılmıştır. Üzülür hatta çok üzülür. Manen destek olup moral verir.

“Üzülme can” der, “derdi veren dermanı da yaratmıştır elbet.” Der ama kendi de sabahlara kadar dualar eder kardeşine.

Şimdi ordan bakınca bizim bol acılı Türk filmlerine benziyor değil mi? 🙂

Bir dost ve bir not

Düşünsenize başrollerde mağdur ve hastalıklı kız rolünü oynayan Hülya Koçyiğit ve ona kol kanat geren Kartal Tibet.

Vay anasını sayın seyirciler diyesi geliyor insanın değil mi?

Neyse hikâyemize devam edelim biz. İşte bizim saf Kerem dualar ederken bir gün bir mesaj alır.

“Senin hasta dediğin yamuk prenses Coşkun’un gece kulübünde takılıyor . (Bir Dost)” 🙂

Şimdi Coşkun kim demeyin inanmam. Coşkun ya hu şu tecavüzcü Coşkun var ya, hah o işte 🙂

“Nayır!! Nayır yalan söylüyorsunuz.” Der bizim Kerem ve bir solukta gece kulübünde bulur kendisini.

Bulur ama gördüklerine kendi de inanamaz. Çünkü kronik astımı olup hastahanede yatması gereken bizim yamuk prenses ordadır.

Hatta orda olmasını bırakın bir de DJ’lik yapıp meşhur dansçı Nesrin Topkapı gibi de raks etmektedir.

Bizimki çaktırmaz hemen kılık değişip bir not yazarak DJ’yin eline tutuşturur.

Notta aynen şunlar yazılıdır: “ismail Yk’dan ‘Allah belanı versin eserini şu an burda olup bizi dinleyen hayırsız için çalarsanız sevinir, şimdiden teşekkür ederim.”

DJ’lik yaptığını sanıp ulu orta kıvıran bizim yamuk prenses de çalabileceğini söyleyerek güya manen destek vermek ister gibi bir de “boş verin öyle karakteri oturmamış kişiler için üzülmeye değmez.”

Diyerek aslında kendi karakterini gösterdiğinin farkında değildir.

Karakter ve kişilik

Bizim Kerem de bıyık altından gülerek “evet” dedi “gerçekten de değmezmiş.” Ardından ordan ayrılan Kerem bizim yamuk prenses’e okkalı bir mesaj yollar.

Mesajda ne tek bir küfür, ne hakaret ne de rencide edici bir söz olmamakla beraber en baba osmanlı tokadından daha tesirli olacak ki bizim yamuk prenses utancından kafasını kuma gömerek saklandığını ya da saklanabileceğini sanır.

Yamuk prenses’in akibetini kimse bilmiyor, nerdedir, ne yapar, kimlere şarlatanlık yaptığı da bilinmiyor.

Bilinen bir gerçek var ki O da deve kuşu kafasını istediği kadar kuma gömsün dışarda asıl hedef olan bedeni gelecek olan hem darbelere hem de tehlikelere hep açık olacak.

O yüzden de şunu unutmamak lazım; evet hata biz insanlar içindir.

Hata yapmak normal olduğu kadar O hatanın farkına varıp hatayı yaptığından özür dileme erdemini de göstermek insan olmanın olmazsa olmazlarındandır.

Çünkü gerek bizim mavi boncuk sponsoru Aslı olsun gerekse de yamuk prenses olsun yaptıkları hatalardan dolayı bizim gariban Kerem’den özür dileme erdemi göstermiş olsalardı, emin olun Kerem de o özürleri kabul edip onlara belki de eskisinden daha çok kol kanat germe erdemini gösterecekti.

Ve son olarak lütfen sanal ve gerçek sohbet olarak görmeden önce insan olduğumuzu unutmayalım.

Çünkü unutmayın ki er ya da geç insan yaptıklarının bedelini bir şekilde ödemeye mahkumdur.

Bir başka sohbet konusunda buluşmak dileğiyle saygılarımı sunuyorum.

Yorum Bırak

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.