Unutulmuş Örf ve Adetlerimiz

Unutulmuş örf ve adetlerimiz adeta modern çağa karşı direniyor. Bugünkü sohbet konumuz da unutulan değerlerimiz olsun dedik.

Unutulmuş Örf ve Adetlerimiz

Unutulmuş Örf ve Adetlerimiz

Köklü bir geçmişe sahip olan geniş bir kültürümüz var bizim. Unutulmuş Örf ve Adetlerimiz ile üzeri toz kaplamış, altın değerinde geleneklerimiz var.

İçinde eşsiz bir ince düşünce ve mükemmel derecede tevazu barındıran bu değerleri unutmamalı. Unutmamalı; çünkü yüzyıllardır müslüman Türkler, bu nezaketleriyle anıldı.

Sadakayı gizli verme, yardımseverlik ve kibarlık gibi erdemlerin çoğunu kaybettik. Sohbet konumuzu da, tarihimize vefa göstermek adına “Unutulmuş Örf ve Adetlerimiz” olarak seçtik.

Eski zamanlardan, günümüze kadar gelen bu zerafet ve incelik, bizim eskimeyen değerlerimizdir. Bu miras bizim sevgili dostlar. Bizi biz yapan yapı taşlarımızı yok saymak, tarihimize yapılacak en büyük vefasızlıktır.

Sevgili RadyoSeN.com ailemizin değerli fertleri… Sohbet konumuza geçmeden önce yorumlarınızın bizim için önemli olduğunu hatırlatmak istiyorum.

Yorumlarınız ve ilginiz için şimdiden teşekkür ediyorum. Umarım keyifle okuyacağınız bir makale olur. Haydi şimdi buyrun sohbet konumuza geçelim.

ZİMEM DEFTERİ: Osmanlı döneminde Ramazan ayı da başka güzeldi. Maddi durumu iyi olanlar, hiç bilmedikleri bakkal, manav, vs. gider ve “Zimem” adı verilen veresiye defterini isterlerdi.

Bu kişiler baştan, ortadan ve sondan rastgele sayfalar yırtardı. Bu sayfalardaki tüm borcu ödeyip “Silin borçları, Allah kabul etsin.” der, çekip giderlerdi.

Ne borcu ödeyen, kimi borçtan kurtardığını bilirdi, ne de borcu ödenen, kimin bu iyiliği yaptığını bilirdi. Zamanımızda çok yapılan “Şuraya, şu kadar yardım yaptık” gibi rencide eden bir yardım asla söz konusu değildi.

SADAKA DİREKLERİ: Şehrin uzak noktalarına insan elinin yetişeceği yükseklikte direkler yapılırdı. Bu direklere “Sadaka Direkleri” denirdi. Sadaka vermek isteyenler, kimseler görmeden bu direklerin üstüne bir miktar para bırakırdı.

Yardıma ihtiyacı olan fakir fukara da, el ayak çekilince bu direklerin olduğu yere giderdi. Kimselere görünüp onuru kırılmadan, ihtiyacı kadarını alır, kalanını bırakırdı. Sizce de mükemmel bir tevazu değil mi?

Osmanlı’dan günümüze Unutulmuş Örf ve Adetlerimiz

KAHVEDEKİ ZERAFET: Eve misafir geldiğinde, aç olup olmadığını sormak kaba bir davranış olarak görülürdü. Misafire kahve yapılır, yanında da muhakkak su ikram edilirdi.

Misafir kahveyi içerse, “Yemeğimi yedim, karnım tok” anlamına gelirdi. Şayet kahve yerine suyu içerse, ” Karnim aç, önce yemek yiyeyim.” demek istediği anlaşılırdı.

Ev sahipleri de hemen sofrayı hazırlar, misafirin karnını doyururdu. Tatlı, kahve gibi ikramlar da yemekten sonra tekrar misafire sunulurdu.

KAPI TOKMAĞI: Osmanlı döneminde, evin dış kapısında, genellikle 2 adet tokmak olurdu. Bu tokmaklardan birisi küçük olup, ince ses çıkarırdı. Diğeri büyük ve irice olup, kalın ve tok bir ses çıkarırdı.

Kapıya gelen bayan ise, küçük tokmakla kapıyı çalardı. Evin hanımı gelenin bayan olduğunu anlar, ev haliyle bile kapıyı açardı. Gelen erkek ise, ya örtünürdü, ya da eşi, oğlu gibi bir mahremi kapıyı açardı.

PENCEREDEKİ ÇİÇEKLER: Bir evin penceresinde sarı çiçekler varsa, ” Bu evde hasta var, burdan geçerken lütfen gürültü yapmayın.” anlamına gelirdi. Sarı çiçeği görenler de hastaya saygı gösterir, rahatsızlık vermemeye dikkat ederlerdi.

Bazı evlerin pencerelerinde de kırmızı çiçekler olurdu. Kırmızı çiçekler de “Bu evde gelinlik kız var. Burdan geçerken bağırarak, küfürlü ve argo konuşarak geçmeyin.” anlamına gelirdi.

Sevgili RadyoSeN.com ailesi. Sohbet konumuz gördüğünüz gibi baştan sona zerafet içeriyor. Küçük dokunuşlarla ince mesajlar veriyor dedikten sonra sohbet konumuza kaldığımız yerden devam edelim.

Unutulmuş örf ve adetlerimiz başlıklı sohbet konumuzda yine bir zerafer örneği var ki; bahsetmeden geçemeyeceğim.

RAMAZAN AYINDA AÇIK BIRAKILAN KAPILAR: Bizlerin misafirperlerliği, atalarımızdan bize kalan en büyük miraslardan biridir. Osmanlı zamanında, misafire daha da bir önem verilirdi.

Özellikle Ramazan ayında, adeta iftara misafir gelmesi için çırpınırlardı. Ramazan ayı boyunca hemen hemen tüm evlerin kapıları açık bırakılırdı. Yolda kalan, yolcu olan veya ihtiyacı olan herkes kapısı açık olan bu evlere girer, iftarını açardı.

Tanıdık olup olmadığına bakılmaksızın sofrada herkes için yer ayrılırdı. Gelene kim olduğu sorulmaz, sofraya buyur edilirdi.

OSMANLI’ DA AREFE ÇİÇEKLERİ

AREFE ÇİÇEKLERİ: Osmanlı döneminde bayramların çocuklar için ayrı bir yeri vardı. Yeni, bayramlık kıyafetlerine kavuşan çocuklar, heyecandan bayram sabahını bekleyemezdi.

Bayramdan bir gün önce tüm çocuklar, yeni giysileriyle sokaklarda gezerdi. Arefe günü yaşadıkları bu mutluluklarından dolayı, çocuklara “Arefe çiçeği” denmiştir.

OSMANLI’ DA KAHVEHANE ANLAYIŞI: Sevgili RadyoSeN.com ailesi.. O dönemdeki kahvehanelerle, bugünkü kahvehaneler arasında dağlar kadar fark varmış. Sohbet konumuz için araştırma yaparken, ilgimi çeken konulardan bir tanesi de bu kahvehaneler oldu.

Osmanlı döneminde, hemen hemen her mahallede, “Mahalle Kahveleri” vardı. O mahallenin imamı, muhtarı ve ileri gelenleri bu kahvelerde buluşurlardı. Adeta, seçkin kişilerin katıldığı klüp formatında olan bu kahvelerde bilgi alış verişinde bulunurlardı.

İlmi ve edebi konuşmalar yapılır, tarih sohbetleri edilirdi. Şiir ve manzumeler okunur, hikayeler anlatılır, bilmeyenler, bilenlerden istifade ederdi.

Değerli RadyoSeN.com ailem.. Bugünkü sohbet konumuz olan ” Unutulmuş örf ve adetlerimiz ” adlı makalemizi okuduğunuz için teşekkür ederim. Yeni paylaşımlarda tekrar huzurunuza gelmek üzere, hoş kalın, hoşça kalın.

Emeğe saygı için ve bizlerin motivasyonun artması için lütfen yorumlarınızı esirgemeyin. Selam ve dua ile…

Yorumlar

  1. NoPanik 14 Kasım 2018
  2. vuslat 16 Kasım 2018

Yorum Bırak

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.